Yazı Detayı
19 Haziran 2019 - Çarşamba 13:51 Bu yazı 158 kez okundu
 
Aşka Yazdım (Mektuplar) 28.Mektup
Muhittin ÇOBAN
 
 
 
 

 

Ölümden sonrası gün

 

Ölmek istemiyorum

Toprağın rahmine şiir döllemeden

Ve senin

     İki karpuz dilimi dudaklarına öpücükler bırakmadan

     Ölmek istemiyorum

     Ölmek istemiyorum

                                 Muhittin Çoban

      Ne için yaşıyoruz biz?

      İnsan ne için yaşar?

      Ya da “İnsan ne için yaşamalı?” diye mi sorsam.

      Bu soruyu insan gençken sormaz kendine, sorsa da üstünkörü yanıtlar verir, idealistse, “İnsanlık için.” der veya “Tanrı için.” der, işin içinden sıyrılır. Dünyada kendisinden başka kimsesi olmayan biri de “Kendim için, ailem için.” der.      Sanırım ben de gençken –tabii sorulduysa, sorulup sorulmadığını da anımsamıyorum- bu soruya başka türlü yanıt vermezdim, “İnsanlık için.” derdim; egoistçe yanıt verecek değildim ya!

      İnsanın, “Kendim için yaşıyorum” demesi egolu bir yanıt mı olur?

      Ben, kendim için de yaşıyorum, dediğimde bencil biri mi oluyorum?

      Ailemiz için yaşamamızın neresi sakıncalı, neresinde bencillik saklı?

      En büyük mutluluklardan biri de budur sevgilim. İnsanın bu dünyada ailesinden başka en yakın kimi var? Hele ki bir de çoluk çocuğa karıştı mı, varı yoğu odur. Dünya onların etrafında döner, ömrünü sunar onlara. Sadece yaşadığı sürece onları iyi yaşatmaya çalışmaz, onlara iyi bir gelecek de sunmaya çalışır, bunlarla da yetinmez iyi bir miras bırakmanın telaşına da girer.

     Şimdilerde buna fazlasıyla bir de öteki dünya eklendi.

     Ne için yaşıyorsun dediğiniz de “Allah için, cennet için!” diyenler de çoğaldı.

     Önceleri yok muydu?

     Vardı! Ama bu kadar dillendirilmiyordu. Allah yolunda ölmek, şehit olmak en büyük mertebe oldu. O halde cennete gitmenin yolu buradan geçiyor, o halde şehit olunmalı! Ne de olsa bu dünya geçici, misafiriz burada, bu dünyaya sınav için geldik, asıl dünyamız öteki dünya, ebedi yerimiz orası. O halde her şey cennet için olmalı, varımızı yoğumuzu ona harcamalıyız. Kendimiz için değil, Allah için, Allah’ın bize sunduğu cennet için çalışacağız, toplum için değil.

    Yaş kemale erince bu soruların yanıtları da haliyle çoğalıyor, hele duyarlıysan, sorumluluk sahibiysen, vicdan denen bir şey varsa.

    Önceleri “Sadece insanlık için yaşıyorum, halkım için yaşıyorum, onların mutluluğu için sosyalizm mücadelesi veriyorum.” derdim, şimdilerde ise buna “Bugün için de yaşıyorum, kendim için de.” demeye başladım. Çünkü yaşayarak öğrendim ki, yarın hem var hem yok!

     Yarına ertelenerek hayat yaşanır mı?

     Bugün olmadı yarın yaşarız diyerek!

     Yarın var mı sence sevgilim?

      Ya bir saniye sonramız?

      Bir saniye sonramız olmadığı gibi yarınımız da yok.

      Yarının gelip gelmeyeceği, yarını görüp görmeyeceğimiz meçhul. Bu yüzden gerçek olan bulunduğumuz an ve biz önce bulunduğumuz anı, yani bugünümüzü yaşamalıyız, bu günümüzün kıymetini bilmeliyiz.

      İşte bu yüzden insan, duyarlı insan insanlık için, insanın huzurlu geleceği için yaşarken, hayatı güzelleştirmeye, yaşanır hale getirmeye çalışırken, aynı zamanda kendisi için de ailesi için de ve dünyaya gelmelerine vesile olduğu çocukları için de yaşamalı, onların hayatını kolaylaştırmanın yollarını aramalıdır.

      Peki, öldükten sonrası?

      Hayatın bittiği yer!

      Hayat kalan için var.

      Ölüm ölen için yoktur, sadece ölüm kalanlar için vardır.

      Ölümden sonrasını tasarlayarak yaşamak, bunun için Tanrı’ya sığınmak, maneviyatımızı rahatlatmaktan başka bir şey değildir. Bu yüzden ben öldükten sonra diye başlayan tümceleri sıkıntı verici bulurum. Ben yaşarken diye başlayan tümceler daha iç açıcı değil mi?

       Hani derler ya yaşarken değeri bilinmeyen yazarlara, öldükten sonra kıymetin bilinir, aynı sözü geçenlerde bir arkadaş da bana dedi.

       Öldükten sonrası… Sevilmek, kıymet bilinmek, övgüler almak, kitapların daha çok okunması, klasikler arasına girmesi, alıntılar yapılıp Facebook’ta paylaşılması, üniversitelerde üzerine tezler yazılması, edebiyat derslerine konu olmak, adına müze açılması… Bunlar güzel şeyler, gurur verici şeyler, tasavvuru bile heyecanlandırıyor.

       Ama ben tüm güzellikleri bugün yaşamak istiyorum, ertelemeden.

       Ben seni bugün yaşamak istiyorum, bugün sevmek istiyorum.

       Hayat bugün var, yaşarken var.

 

 

 

                                                                                                 On yedi saat sonra

                                                                                                Andaki an

 

 

Hani, “Sen kapalı bir kutusun” diyordun ya hep. Açılmayan, serilmeyen, dökülmeyen, şeffaflaşmayan, saklayan… Beni anlayamadığın, anlamakta zorlandığın zamanlarda daha çok söylerdin bunu. Anlaşılmayan, kendini gizlemeye çalışan, gizemli görünerek merak uyandırmaya çabalayan biri olmadığımı, böyle çabalara girmenin basitlik olduğunu söyledim hep, bunu kabul edemem. Ama galiba birazcık kapalı kutuyum, bunu itiraf etmeliyim dürüstçe. Düşüncelerini paylaşmayı seven, anıları paylaşmaktan itinayla kaçan biri… Sanki anılar olur olmaz vakitlerde paylaşılınca kirlenecek, örselenecek, değersizleşecek, anlamını, duygusunu yitirecekmiş gibi geliyor bana. İşte bu yüzden anılarımı paylaşmaktan itinayla kaçışım.

İnsanlar birazda anılarında saklıdır, yaşanmışlıklarıyla kendini ele verir, tanınır, keşfedilir, buna inanlardanım, ama olur olmaz zamanlarda da anılara akılmıyor, dilendirilmiyor, o duyguyu verememekten korkuyor insan. Hem o kadar da kapalı kutu değilim, birçok yazılarımda, romanlarımda paylaşıyorum, döküyorum kutudaki yaşanmışlıkları cesurca.

Galiba bütün mesele anlaşılmamak, ya da anlaşılır olamamak. Ben anlaşılır olamıyorum galiba, ne diyeyim.

Üç tür insan vardır, anılarıyla yaşayan, anıcı, yarın için yaşayan, yarıncı, yani ilerici, bir de an’ı yaşayan ancı.

Galiba ben ancıyım, an’ı yaşamayı önceliğine alan. Anıcılar bana hep geçmişiyle yaşayan insanları çağrıştırıyor. Hele bir de orta yaşın biraz üzerindeyse varı yoğu anılarıdır, geçmişiyle günü tamamlar, geçmişiyle yarına uyanır. Ve şöyle der: “Biz gençken…” Birde yarıncılar vardır, yani adına ilericiler dediğimiz. Onlar geçmişe takılmadan yarını tasarlarlar. Yarınlar bizimdir diyerek yarının güzelliğini anlatırlar ballandıra ballandıra. Yarınlarda sosyalizm vardır, komünizm vardır, eşit ve adil bir dünya vardır, sömürü yoktur, ezen ezilen yoktur. O halde bugünün ne önemi var, geçmişe takılmak da ne imiş. Yarın için yaşamalı, yarın için mücadele etmeli ve hep ileriye bakmalı, ışık ileride.

Belki de benim anlaşılmazlığım, ya da anlaşılır olamam ancı olmamdan kaynaklanıyordur.

İnsan an’ı yaşamalı, an’da varolmalı, an’ı an yapmasını bilmeli. An’ı ertelemeden, es geçmeden içine dalmalı. An’ da birazda geçmiş vardır, sadece ye iç, gül eğlen, günü gün et yok. İnsanı ve toplumları birazda ayakta tutan geçmişidir, anılarıdır, yani geçmişe kök salmasıdır. Köksüz ağaçlar hep erken devrilmiştir. Geçmiş aynı zamanda bir kültürdür, bellek oluşumudur. Geçmişi es geçmek köksüz, kültürsüz, belleksiz kalmaktır. Ancılar bu nedenle an’ı geçmişinin üzerine bir şeyler koyarak, geçmişinden güç alarak yaşarlar.

An’cılar doğrusunu ifade etmek gerekirse biraz da yarıncıdır, yani ilericidir. Çünkü an’cı bilir ki var olduğu anı yaşamasa, an’ı an yapmazsa, an’ı güzelleştirmezse bilir ki yarını yaşayamaz, yarına güzel uyanamaz. An geleceğin temelidir çünkü. Bilir ki an’cı insan an’ların üzerine an’lar koyarak geleceği tasarlayabilir ve bilir ki an’cı insan an’ı yaşamazsa geleceğin tasarımını yapamaz, geleceğe kültür ve bellek taşıyamaz. Temelsiz yükselen her gökdelen çökmeye mahkûmdur.

Ben sana an’ı an yapalım dedikçe tepkilenmen bundandı işte, bundandı hep bana kapalı kutu demelerin, seni tanımıyorum demelerin.

İnsan geçmişinde ve geleceğinde saklıdır, buna itirazım olamaz, ama insan en net bulunduğu anda görünür. Gelecek gelmemiş olandır,  gelip gelmeyeceği de belli değildir, geçmiş ise birazda fludur, birazda taraflıdır, aldatıcıdır.

Yunanlı trajedi şairi, düşünce adamı, oyun yazarı Euripides, “Geçmiş acıların anıları hoştur” diyor ya, anılardan, yani geçmişten uzaklaşmaya başladıkça acılardan da haliyle uzaklaşmaya başlıyoruz, o an canımızı yakan, hayatımızı berbat eden acıları hoş duygularla andığımız gibi, kimi zamanda mizah katarak anarız. Ayrıca kaçımız anılarımızı aldatıcılığa kaçmadan objektif anlatmışızdır?

Demem o ki insan en yalın haliyle, en aldatıcısız haliyle anda an’ı yaşarken vardır.

Ve demem o ki insan birazda anda tanınır.

Ben anda varım.

 
 
 
 
 
Etiketler: Aşka, Yazdım, (Mektuplar), , 28.Mektup,
Yorumlar
BSK
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
35
0
2
5
10
17
2
Galatasaray
32
0
4
5
9
18
3
Yeni Malatyaspor
32
0
4
5
9
18
4
Galatasaray
32
0
4
5
9
18
5
Yeni Malatyaspor
32
0
4
5
9
18
6
Beşiktaş
29
0
5
5
8
18
7
Trabzonspor
29
0
4
5
8
17
8
Kasımpaşa
29
0
6
2
9
17
9
Beşiktaş
29
0
5
5
8
18
10
Kasımpaşa
29
0
6
2
9
17
11
Trabzonspor
29
0
4
5
8
17
12
Atiker Konyaspor
28
0
4
7
7
18
13
Atiker Konyaspor
28
0
4
7
7
18
14
Antalyaspor
28
0
6
4
8
18
15
Antalyaspor
28
0
6
4
8
18
16
Sivasspor
24
0
5
6
6
17
17
Sivasspor
24
0
5
6
6
17
18
Göztepe
22
0
10
1
7
18
19
Göztepe
22
0
10
1
7
18
20
Bursaspor
21
0
4
9
4
17
21
Bursaspor
21
0
4
9
4
17
22
MKE Ankaragücü
20
0
10
2
6
18
23
Kayserispor
20
0
8
5
5
18
24
MKE Ankaragücü
20
0
10
2
6
18
25
Kayserispor
20
0
8
5
5
18
26
Alanyaspor
18
0
9
3
5
17
27
Alanyaspor
18
0
9
3
5
17
28
Akhisarspor
17
0
9
5
4
18
29
Akhisarspor
17
0
9
5
4
18
30
Fenerbahçe
16
0
7
7
3
17
31
BB Erzurumspor
16
0
8
7
3
18
32
BB Erzurumspor
16
0
8
7
3
18
33
Fenerbahçe
16
0
7
7
3
17
34
Çaykur Rizespor
12
0
7
9
1
17
35
Çaykur Rizespor
12
0
7
9
1
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı