Yazı Detayı
19 Mayıs 2019 - Pazar 16:14 Bu yazı 228 kez okundu
 
Aşka yazdım (Mektuplar) 3. Mektup
Muhittin ÇOBAN
 
 
 
 

 

Gün ağarırken.

       Öyle çok sensizim ki
       Çöle direnen kaktüs gibi
       Yağmurun altında sığınacak dulda arayan
       Kedi gibi 
       Uçamayan
       Çırpınıp çırpınıp kalkamayan
       Yavru serçe gibi
       Dili olmayan
       Dilsiz bırakılan bir halk gibi sensizim
       Yaşıyorum işte
       Ama
       Öyle çok sensiz yaşıyorum.
                                            Muhittin Çoban

   

      Öyle sensizim ki sevgilim, bunu sana anlatacak ne kelimelerim ne cümlelerim ne yüreğim var ne de gücüm. Sensizlik canıma tak etti, her geçen gün tüketiyor beni, bitişe sürüklüyor, dalından kopmuş taze yaprak gibi değil; canı kalmamış, tutunacak dermanı olmayan hazan yaprağı gibi, sele kapılmış budaklı dal gibi, esintiye yakalanmış ince kanatlı kelebek gibi örselene örselene savruluyorum.
      Öyle çok sensizim ki!
      Sana bunu anlatacak dil yok. Hepsi savruk, hepsi esrik, silik ve hepsi manasız, duygusuz. 
       Sana nasıl anlatsam ki sensizliğimi? 
       Dilsizim işte!
       Biliyorum anlatsam anlayacaksın, anlamaya hazırsın, pür dikkat bana yoğunlaşmış haldesin, ağzımdan uçacak kelimeleri bekliyorsun. Lakin ne benim ağzım açılıyor ne tespih tanesi gibi kelimeler düzülüyor. 
    Öyle çok sensizim ki!
    Darmadağınığım. Toparlayamıyorum kendimi. Bir türlü bütünleyemiyorum kendimi. Ben beni tanıyamaz, ben beni fark edemez, ben beni göremez oldum. Varım ama yokum, yokum ama varım. Sanki her yerdeyim, ne yana baksan orada gibiyim ama sanki hiçbir yerdeyim.
     Göremiyorum kendimi. Aynalarda bile yokum, hani o cilalanmış gümüş saçlı aynalarda bile… Oysa her yanım su, her yanım göl, her yanım ırmak. Bakıyorum. Hiçbir suda yok aksim.
    Gözbebeğinde bile yokum, çünkü sen yoksun karşımda, gözlerin yok. Gözlerin gözlerime değmiyor.
    Öyle çok sensizim ki!
    Asırlar önce terk edilmiş lanetli gemi gibi okyanuslardayım. Kazılarda bile bulunmuyorum. Kayıp ilanlarına verilecek fotoğrafım bile yok. Hangi lahitteyim? Hangi heykelin ruhunda saklıyım? Define arayıcıların bulduğu küplerde bile izime rastlanmıyor. Çünkü sensizken ben yokum.
    Öyle çok sensizim ki!
    Yaşıyorum, bu yaşamaksa. Soluk alıyorum, nasıl bir soluk alımsa. Yiyip içiyorum, yürüyüşlerdeyim, protestolardayım, kavgalardayım, ama yine de öyle çok sensizim ki. Şiirlerim öksüz, yazılarımın bir ayağı topal sandalye gibi.
     Ah sevgilim öyle çok sensizim ki!
     Uykularımda sensizim, yatağımda sensizim, düşteki sevişmelerimde sensizim. 
     Tutmuyor kolum. Akmıyor mürekkebim. Sızlıyor sızılarım.
     Öyle çok sensizim ki!
     Bu sensizlik bitsin.
     Bitirelim bu sensizliği/bensizliği.
     Biliyorum kalbindeyim hâlâ, inci kolye gibi asmışsın beni gül dalı boynuna.
     Biliyorum. Biliyorum.
     Sen de öyle çok bensizsin ki!
     Haykırırcasına, çığlık çığlığa bensizsin.
     Biz, öyle çok bizsiziz ki!
    

                                                                                                  

                                                                                        Dört buçuk saat sonra
                                                                                        Rüyadan sonra

       Şiddetten uzaklaştıkça sevgiye, sevgiden uzaklaştıkça da şiddete yakınlaşırız!
       Bu iyi biline! 
       Bu asla es geçilmemeli!
       Yoksa yaşamlarımız şiddet içerisinde heder olarak sürüp gider, sonra deriz ki, “biz de hayat mı yaşadık be?”
       Yaşamadık.
       Yaşayamıyoruz.
       Yaşatmıyorlar.
        Yaşadığımız ortam sürekli berbat hale geliyor. Özgürlüklerimiz her geçen gün kısıtlanıyor. İşsizlik büyüyor, gelir düzeyi düşüyor, alım gücü azalıyor, bunlar yetmiyor, her yerde bombalar patlıyor, gazeteciler, akademisyenler tutuklanıyor, grevler, protestolar yasaklanıyor.  Her gün ortalama bir işçi iş cinayetinden yaşamını yitiriyor, bir kadın erkek tarafından katlediliyor, iki insan trafik teröründen yaşamı sonlanıyor ve korku öyle boyuta geldi ki kimse facebookta düşüncesini dillendiremiyor.
       Ya tecavüzlere ne demeli, peki, ya küçük çocuklara yönelik olanlara ne demeli?
       Sevgiden uzaklaşırsak olacağı da bu, başka bir şey beklemeye hakkımız yok. Hani deriz ya, ektiğimizi biçeriz, işte böyle bir şey. Bizi sadece başkaları şiddete çekmiyor, biz de şiddeti geçer akçeden sayıyoruz. Her sıkıştığımızda, her çözümsüzlükte, her zayıflığımızda, her çaresizliğimizde şiddete sarılıyor, çözümü şiddette buluyoruz.
       Bu bizim acizliğimiz mi, yoksa akıllılığımız mı? 
      Ya da bir başka deyişle kurnazlığımız mı?
      Şiddet bizlerin yaşamına öyle bir girmiş ki, sanki bütünleşmişiz, doğallaştırmışız. Çözüm sadece şiddetle gelir demeye başlar hale gelmişiz.
      Çok acı!
      Öyle ki rüyalarımızda bile şiddet var. Ve ben şiddet içerikli bir rüyayla uyandım gecenin derinliğinde. Kan ter içindeyim. Ağzım kuru. Gözümü kapayamıyorum tekrar rüyanın devamını göreceğim diye. Korku içerisindeyim.
      Her yerde şiddet, ilişkilerde şiddet, hiç olmaması gereken yerlerde şiddet, yoldaşlıklarda, aşklarda, ailede şiddet; şiddet şiddeti üretiyor, şiddet şiddeti çoğaltıyor. 
      Tek çare şiddette!
      Mülküne mülk mü katacaksın, hırsızlık mı yapacaksın, iktidar kurmak mı istiyorsun, iktidarını mı pekiştirmek istiyorsun, kölelik, kulluk mu yaratmak istiyorsun o zaman şiddete yöneleceksin, korku salacaksın, teslim alacaksın insanı, toplumu.
      İnsan şiddetle var olmadı ama şiddetle kendi sonunu hazırladı. 
      Şiddet insanın doğasında var olan bir olgu değil, mülkiyet hırsının yarattığı bir olgudur.
      Ne zaman ki mülk edinmeye, mülke mülk kapmaya yöneldik, ne zaman ki doğallığımızdan uzaklaştık şiddete yakınlaştık insanlığımızdan da uzaklaşmaya başladık.
      İnsan bu değil, biz bu değiliz!
      İnsan doğallığına dönmeli, biz doğallığımıza dönmeliyiz.
      Şiddetten uzaklaşmalı sevgiye yakınlaşmalıyız. 
     Başarılamaz değil, belki üç beş kuşak geçer ama sonuç güzel olur.
     Biz böyle güzel oluruz.
     Biz ancak bizle güzelleşebiliriz.
     İşte o zaman deriz ki, “Güzel bir hayat yaşadık!”

 
 
 
Etiketler: Aşka, yazdım, (Mektuplar), 3., Mektup,
Yorumlar
BSK
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Medipol Başakşehir
35
0
2
5
10
17
2
Galatasaray
32
0
4
5
9
18
3
Yeni Malatyaspor
32
0
4
5
9
18
4
Galatasaray
32
0
4
5
9
18
5
Yeni Malatyaspor
32
0
4
5
9
18
6
Beşiktaş
29
0
5
5
8
18
7
Trabzonspor
29
0
4
5
8
17
8
Kasımpaşa
29
0
6
2
9
17
9
Beşiktaş
29
0
5
5
8
18
10
Kasımpaşa
29
0
6
2
9
17
11
Trabzonspor
29
0
4
5
8
17
12
Atiker Konyaspor
28
0
4
7
7
18
13
Atiker Konyaspor
28
0
4
7
7
18
14
Antalyaspor
28
0
6
4
8
18
15
Antalyaspor
28
0
6
4
8
18
16
Sivasspor
24
0
5
6
6
17
17
Sivasspor
24
0
5
6
6
17
18
Göztepe
22
0
10
1
7
18
19
Göztepe
22
0
10
1
7
18
20
Bursaspor
21
0
4
9
4
17
21
Bursaspor
21
0
4
9
4
17
22
MKE Ankaragücü
20
0
10
2
6
18
23
Kayserispor
20
0
8
5
5
18
24
MKE Ankaragücü
20
0
10
2
6
18
25
Kayserispor
20
0
8
5
5
18
26
Alanyaspor
18
0
9
3
5
17
27
Alanyaspor
18
0
9
3
5
17
28
Akhisarspor
17
0
9
5
4
18
29
Akhisarspor
17
0
9
5
4
18
30
Fenerbahçe
16
0
7
7
3
17
31
BB Erzurumspor
16
0
8
7
3
18
32
BB Erzurumspor
16
0
8
7
3
18
33
Fenerbahçe
16
0
7
7
3
17
34
Çaykur Rizespor
12
0
7
9
1
17
35
Çaykur Rizespor
12
0
7
9
1
17
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı