Yazı Detayı
11 Temmuz 2017 - Salı 15:45 Bu yazı 810 kez okundu
 
ORTADOĞU, BATI VE TÜRKİYE AÇISINDAN KATAR KRİZİ
Ahsen Melek Kocatürk
 
 
 
 

 

Ramazan ayında beklenmedik şekilde gelişen ve son bir aydır bazı Körfez ülkeleri arasında devam eden siyasi gerilim Dünya gündeminin üst sıralarında yer almaktadır.

Hatırlanacağı üzere, Suudi Arabistan (SA), Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile devamında Yemen, Maldivler, Moritanya ve Komorlar Birliği 5 Haziran tarihinde Katar’ın Müslüman Kardeşler,  DEAŞ ve El Kaide gibi terör örgütlerine destek verdiği iddiası ile Katar'la diplomatik ilişkilerini kestiklerini bildirmişlerdi. Anılan ülkeler Katar’da bulunan diplomatlarını geri çekme kararı aldıklarını, 48 saat içinde ülkelerinde bulunan Katarlı diplomatların ve 14 gün içinde Katar vatandaşlarının ülkelerini terk etmelerini istediklerini, Katar ile kara, deniz ve hava ulaşımını kapattıklarını açıklamışlardı. Ayrıca Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn’in 9 Haziran tarihinde yayınladığı ortak bildiriyle, Katar’da mukim veya Katar’la bağlantılı 59 kişi ile 12 kuruluşun "terörle irtibatlı" olduğu iddia ederek "terör listesine" alındığı açıklamışlardı. Katar’da yönetici aileye mensup şahısların da yer aldığı görülen listede, Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Mısırlı Yusuf El Karadavi ve Katar'da 2001-2013 yıllarında İçişleri Bakanlığı yapan Abdullah bin Halid El-Sani gibi isimler dikkat çekmektedir.

SA, BAE, Mısır ve Bahreyn, aldıkları ortak bir kararla 23 Haziran tarihinde Kuveyt aracılığıyla Katar’a 10 gün süre vererek 13 maddeden oluşan bir talep listesi göndermişlerdi. Sözkonusu liste, dikkatle incelendiğinde ülkedeki Türk askeri üssünün kapatılması ve Katar’la varılacak anlaşmanın yıllık denetime tabi tutulması gibi egemen bir ülkenin içişlerine karışan maddeler içermektedir. Ayrıca, El Cezire televizyonunun kapatılmasının sözkonusu listeyle talep edilmesi, uluslararası mecrada basın özgürlüğüne aykırı bir madde olarak öne çıkmaktadır. Öte yandan, Katar’a İran’la olan ticari ve ekonomik ilişkilerini sonlandırması telkin edilirken, 8 bin İran kökenli şirketin BAE’de faaliyet gösteriyor olması da kolay açıklanamayacak bir durumdur.

SA Dışişleri Bakanı El Cübeyir 27 Haziran’da yaptığı açıklamada, Katar tarafına iletilen listenin müzakereye açık olmadığını ve Katar’ın söz konusu taleplerin tümünü karşılaması gerektiğini belirtmiştir. Katar Dışişleri Bakanlığı’ndan 5 Haziran tarihinde konuya ilişkin yapılan açıklamada ise; anılan ülkelerce alınan karardan derin üzüntü duyulduğu, bu ülkelerin yaptığı açıklamaların temelsiz ve uydurma iddialara dayandığı, alınan kararların hiçbir meşru gerekçesinin olmadığı, bu eylemlerle esas hedefin Katar üzerinde baskı kurmak olduğu ve bunun Körfez İşbirliği Konseyi Şartı’na da aykırı olarak egemenlik hakkına açık bir ihlal teşkil ettiği ve Katar’ın yaşanan krizden vatandaşlarının etkilenmemesi için tüm çabayı sarf edeceği kaydedilmiştir. 

Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman El-Sani yakın zamanda, ihlal edilmemesi gereken uluslararası yasalar ve aşılmaması gereken sınırlar olduğunu, her türlü sonuçla yüzleşmeye hazır olduklarını ve bu anlayışla Türk üssünün kapatılmasının da mümkün olmadığını belirten bir açıklama yapmıştır.

Katar Maliye Bakanı Ali Şerif El-Emadi ise, Katar’ın tehdit edilemeyecek kadar zengin bir ülke olduğunu, ambargo uygulayan ülkelerin kredi notunun ekside olduğunu, mali durumlarının iyi olmadığını, bu ülkelerin aksine Katar’ın daha hızlı büyüdüğünü kaydetmiştir.

Gelişimi hakkında yukarıda kısaca bilgi verdiğim Katar’la yaşanan sözkonusu krizi tetikleyen sebepler irdelendiğinde, SA, BAE, Bahreyn ve Mısır’ın ithamlarının çeşitlilik gösterdiği görülmektedir.

Katar, bölgesel güvenlik ve istikrarı bozucu politikalar izlemekle, Mısır arenasında maksimalist yapıda bulunmakla, Müslüman Kardeşleri desteklemekle ve bölgedeki monarşik yapıyı tehlikeye atmakla itham edilmektedir. Esasen, Katar’ın bölgede hem ekonomik hem de siyasi olarak radikal ve güçlü bir politik çizgisinin olması ve Katar’ın siyasi ve ekonomik davranışı da bölgedeki monarşik yapıları rahatsız etmektedir. Arap Baharı sürecinde Ortadoğu’daki otoriter rejimlerin değişimini destekleyen Katar, bu tutumuyla hâlihazırda zayıflayan monarşik düzendeki Suudi Arabistan ve BAE tarafından realist yaklaşımla bir tehdit olarak algılanmaya başlamıştı.

İzlediği dış politikanın ötesinde Katar, 11 bin 500 kilometrekarelik yüzölçümüyle küçük bir ülke olsa da, devasa petrol ve doğalgaz kaynaklarını barındırmaktadır. Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği’nin (OPEC) en küçük üyesi olan Katar, tüm gelirinin yüzde 55’ini doğalgaz ve petrol satışından elde etmektedir. Katar 2005 yılında çalışmasını durdurduğu dünyanın en büyük tek parça doğal gaz alanı Pars bölgesinde Nisan 2017’de yeniden çalışma başlatmıştır. Pars bölgesinin bir yanında Katar diğer yanında ise İran vardır. Ortak enerji politikaları izleyen İran ve  Katar doğal gaz yataklarını faaliyete geçirerek petrol fiyatlarının düşmesine de zemin hazırlamıştır.

Bu gelişme tabiatiyle ABD Yönetimini hoşnut etmememiştir. Zira Körfez’in kuzeyindeki doğalgaz sahasını Katar ve İran’ın birlikte işletmesi ABD’nin kaya gazı ihracatına zarar verecek bir hamledir. Bu zaviyeden bakıldığında sözkonusu krizi, şüphesiz “Gözler Katar’ın yer altı kaynaklarında mı?” ve “Dünya’da güçler ve doğal kaynaklar dengeleri mi değişiyor? ” sorularıyla birlikte değerlendirmekte fayda vardır.

Öte yandan, jeostratejik çıkarlarının yanısıra Katar’la mevcut ticari ve yatırım ilişkileri bulunan başlıca Batılı güçler de sözkonusu krize müdahil olmuşlardır.

Krizin başından itibaren konuya ilişkin ABD’den çelişkili açıklamaların gelmesi dikkat çekmektedir. ABD Başkanı Trump Katar’ın terörizme destek verdiği iddiaları bağlamında Katar’ı hedef alan açıklamalar yaparken, Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamalarda daha dengeli bir tutum izlendiği görülmektedir.

İngiltere ise, tüm taraflara çağrıda bulunup gerilimin artık daha fazla tırmandırılmaması ve arabuluculuk çabalarına girişilmesini talep etmiş ve bu bağlamda Kuveyt Emir’inin çalışmalarını takdirle karşılamıştır.

ABD ve İngiltere’nin perspektifinden bakıldığında Katar krizinde farklı çıkar ve hesaplar görülmektedir. Trump ilk resmi ziyaretini Ortadoğu’ya gerçekleştirerek milyarlarca Dolar değerinde çoğunluğu savunma sanayiini ilgilendiren anlaşmalar imzalayarak ülkesine dönmüştür. Nitekim daha ziyade Fransa ve Almanya’ya yatırım yapan Katar da, ABD ile 12 milyar Dolarlık savunma ve ekonomik iş birliği anlaşması yapmak durumunda kalmıştır. Trump İngiltere’nin Körfez ülkelerindeki etkinliğini kırmak için Katar’ı ilk sırada hedef olarak seçmiştir. Trump, planları başarıya ulaşırsa Londra’nın bölgede çok zayıf düşeceğini görmektedir. İngiltere’nin ise hem doğalgaz hem de jeopolitik konumu nedeni ile Katar’ı başka bir ülke ile paylaşmak istemediği de aşikârdır. İngiltere’nin bu durumda Orta Doğu’da harekete geçmesi beklenmektedir. Ünlü bir söz “Lider önde yürüyen değil yol gösterendir” der. Burada bütün ülkelere uzlaşmaya destek olmak görevi düşmektedir.

2002 yılından beri yürütmekte olduğu çok kulvarlı pro-aktif dış politikası sayesinde bölgeye akıllı gücüyle (smart power) geri dönüş yapan ve Körfez ülkeleriyle son yıllarda dostane ilişkiler kuran Türkiye de, şüphesiz Katar’la ortaya çıkan mevcut krizden etkilenmiştir. Türkiye’nin Körfez ülkelerinin birçoğuyla yürüttüğü dostane ilişkilerin zarar görme potansiyeli ve 2014’de imzalanan anlaşma uyarınca Katar’da kurduğu askeri üs, Türkiye’nin anılan krizde etkilenebileceği en önemli iki faktör olarak öne çıkmaktadır.

Anılan 4 ülkenin, Katar’dan talep edilen 13 maddelik listede de görüldüğü üzere sözkonusu krizle Türkiye’nin Katar’daki askeri üssünü ilişkilendirmeye yönelik adımlarına ilişkin olarak, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Katar’da Türk askeri üssünün kurulmasının Körfez İşbirliği Konseyi’yle bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın korunmasına yönelik olduğu; esasen, bölge ülkelerindeki diğer yabancı askeri üsler veya unsurlar gibi Türkiye’nin Katar’daki askeri mevcudiyetinin de iki ülke arasında egemenlik yetkilerine dayanarak alınan bir karara dayandığı belirtilmiştir.

Önemli bir bölgesel güç olan Türkiye, sözkonusu krizin çözümünde yumuşak gücünü ortaya koyarak Kuveyt’e ilaveten arabuluculuk faaliyetlerinde bulunmuştur. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Katar, Suudi Arabistan ve Kuveyt’i kapsayan bir Körfez turuna çıkmış; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da krizin başlangıcından itibaren ilgili taraflarla ve uluslararası önde gelen ülke liderleri ile telefon diplomasisi başlatmıştır.  İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Zirve Dönem Başkanı olması sebebiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Körfez’de siyasi ve ekonomik dengelerin korunması, barışın tesis edilmesi ve terörün durdurulması adına üstlenmiş olduğu sorumluluğu her şartta koruyacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Katar krizinde taraflara sorumluluklarını hatırlatarak Katar’ın yanında güçlü bir şekilde duruş sergilemiş ve bölgede istikrarı sağlamaya devam edeceğini tüm dünyaya göstermiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu hareket tarzı, bölgenin daha da karışarak gerilimin artması için fırsat kollayanların beklentisini boşa çıkartmaya matuftur.

Nitekim, Katar’daki Türk üssünün teşkiline dair çalışmaların hızlandırılmasını da, bölgede olası gerilimlerden nemalanmayı bekleyenlerin önünü kesen stratejik bir hamle olarak görmek mümkündür.

Katar’la yaşanan mevcut kriz Orta Doğu’da bulunan tüm ülkelerin üzerlerine düşen önemli görevleri olduğunu hatırlatmaktadır. Tüm ülkelerin amacı, hedefi ve beklentileri ne olursa olsun teröre destek vermemeleri, verdikleri desteği kesmeleri, yeni küresel dünya düzeninde ekonomik ve sosyal düzene uygun politikalar belirlemeleri ve bölgede istikrarın sağlanması için ortak amaçlara uygun hareket etmeleri gerekmektedir. Ortadoğu’da 100 yıldır bitmeyen savaşlar, kan ve gözyaşı tüm dünya insanlarının bu bölgede yaşayan devletlere ve halklara güvenini kaybetmesine sebep olmuştur.  Dünya genelinde tüm ülkelerin elbette kendi düzenini korumak ve istikrarı devam ettirmek için istekleri mevcuttur. Uluslararası ilişkilerde, dünyadaki ortak sisteme uyum sağlamak ve bu sistemi mümkün mertebe uygulamak önemlidir.

 

 

 
 
 
Etiketler: ORTADOĞU,, BATI, VE, TÜRKİYE, AÇISINDAN, KATAR, KRİZİ,
Yorumlar
Diğer Yazılar
BSK
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Alıntı Yazarlar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Beşiktaş
54
47
2
6
16
24
2
Başakşehir
52
43
2
7
15
24
3
Galatasaray
46
46
6
4
14
24
4
Fenerbahçe
44
44
4
8
12
24
5
Antalyaspor
38
29
8
5
11
24
6
Trabzonspor
35
22
8
5
10
23
7
K.D.Ç. Karabük
33
27
11
3
10
24
8
Kasımpaşa
32
33
10
5
9
24
9
T.Konyaspor
32
26
8
8
8
24
10
Bursaspor
32
25
10
5
9
24
11
Osmanlıspor FK
31
29
7
10
7
24
12
Gençlerbirliği
29
23
8
8
7
23
13
Kayserispor
27
30
11
6
7
24
14
Akhisar Bld.
27
16
10
6
7
23
15
Alanyaspor
25
36
13
4
7
24
16
Ç. Rizespor
20
24
14
5
5
24
17
Adanaspor
17
21
15
5
4
24
18
Gaziantepspor
16
18
15
4
4
23
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı