“Laik, kamusal eğitim kuşatma altındadır”


Eğitim-İş’in internet sitesinde yayınlanan“Eğitim İçin Birlik” adına yapılan ortak bildiride, şu iddialarda bulunuldu:
“Biz; Eğitim-İş, Özel Sektör Öğretmenler Sendikası, Birleşik Emekliler Sendikası ve Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu olarak “Eğitim İçin Birlik” çatısı altında yan yanayız. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo; kamusal eğitimi tasfiye eden, emeği değersizleştiren ve toplumun geleceğini karanlığa sürükleyen bilinçli bir siyasal tercihin ürünüdür. Laik, bilimsel ve kamusal eğitim sistemi; Cumhuriyet tarihinin en örgütlü, en sistematik ve en ideolojik gerici kuşatması altındadır.
Siyasi iktidar; bilimsel ve pedagojik temelden yoksun “Maarif Müfredatı” ile sınıf kapılarını eğitimci olmayan kişi ve yapılara açan ÇEDES ve okulları sermayenin ucuz iş gücü deposuna dönüştüren MESEM projeleriyle eğitimi; gerici ve piyasacı zihniyetin ideolojik laboratuvarına çevirmiştir. Halkın çocuklarına reva görülen bu düzende; pedagojinin yerini dogmalar, bilimin yerini ise itaat kültürü almıştır. İdeolojik kuşatmanın yanı sıra okulların fiziki durumu da bir utanç tablosuna dönüşmüştür. 2026 yılı eğitim bütçesinde yatırıma ayrılan payın yüzde 8,25’e kadar düşürülmesi, iktidarın eğitime verdiği değerin açık göstergesidir.
Eğitime kaynak ayırmayan bu anlayış; halkın vergilerini tarikat ve cemaat uzantılı yapılara aktarırken, devlet okullarındaki öğrencileri pislik içindeki tuvaletlere, balık istifi sınıflara ve güvensiz okul bahçelerine mahkûm etmektedir. Tasarruf tedbirleri bahanesiyle veliler, okulun en temel ihtiyaçları için “bağış” adı altında haraca bağlanmıştır. Okul idareleri tahsildara, okullar ticarethaneye, veliler ise müşteriye dönüştürülmüştür. Bu enkazın altında en ağır bedeli çocuklar ve eğitim emekçileri ödemektedir. Yüksek enflasyon karşısında maaşları her geçen gün eriyen öğretmenler, yoksulluk sınırının altında yaşamaya zorlanırken; aynı zamanda iktidar eliyle yürütülen itibarsızlaştırma politikalarının hedefi haline getirilmiştir. Okullarda öğretmenlere yönelen sistematik şiddet ve can güvenliğinin ortadan kalkması, bu politikaların doğrudan sonucudur.
Liyakati yok eden; eğitim fakültelerini işlevsizleştiren ÖMK, Millî Eğitim Akademisi, mülakat uygulaması ve kariyer basamakları gibi düzenlemelerle binlerce öğretmenin hakkı gasp edilmektedir. “Ücretli öğretmenlik” adı altında on binlerce eğitim emekçisi ise asgari ücretin dahi altında, güvencesiz ve kölelik koşullarında çalıştırılmaktadır. Eğitimdeki yangın yalnızca devlet okullarıyla sınırlı değildir. Tamamen piyasa zihniyetine teslim edilen özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler; meslek ve insanlık onuruna aykırı koşullar altında ezilmektedir. Özel sektör öğretmenlerinin mücadelesinin temel talebi nettir: Kamudaki öğretmenlerle eşit haklar.
Asgari ücretin altına düşen maaşlar, tatil haklarının gaspı, belirli süreli sözleşmelerle yaratılan işsizlik tehdidi ve sistematik mobbing artık katlanılamaz boyuttadır. Angarya işler ve ödenmeyen ek ders ücretleri derhal son bulmalıdır. Mücadelemizin bir diğer cephesi mesleki kimliğimizdir. Öğretmenler; büro çalışanı, evrak memuru ya da tüccar değildir. 10 No’lu “Ticaret, Büro, Eğitim ve Güzel Sanatlar” torba iş kolu dağıtılmalı; kamuda olduğu gibi ayrı bir “Eğitim ve Güzel Sanatlar” iş kolu oluşturulmalıdır. Bu talep teknik değil; meslek onurunun gereğidir. Bu sömürü düzeninin faturasını yalnızca eğitim emekçileri değil, veliler de ödemektedir. Laik, bilimsel ve kamusal eğitim bir meta değil, en temel yurttaşlık hakkıdır. Ancak bugün bu hak, velilerin sırtına yüklenen ağır bir ekonomik enkaza dönüştürülmüştür.
Okula başlama maliyetleri bir yılda %60 artmış, bir çocuğun kırtasiye ve giyim giderleri asgari ücretin %90’ına ulaşmıştır. Eğitim sistemi; çocukları yeteneklerine göre değil, ailelerinin sınıfsal konumuna göre ayrıştırmaktadır. Emekçi halkın çocukları MESEM ve ÇEDES aracılığıyla ya çocuk işçiliğine sürülmekte ya da gerici müfredatlarla karanlığa mahkûm edilmektedir. Nitelikli eğitim, parası olanın erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştürülmüştür. Çocuklarımızın zihinleri gerici müfredatlarla, bedenleri ise yoksulluk, yetersiz beslenme ve çocuk işçiliğiyle kuşatılmaktadır. Bir öğün ücretsiz okul yemeği, bir lütuf değil; kamusal bir haktır ve derhal hayata geçirilmelidir.
Sömürü düzeni yalnızca bugünü değil, ülkenin dününü inşa eden emeklileri de hedef almaktadır. 16 milyon 953 bin emekli; iktidar tarafından bir “yük” olarak görülmekte, açlık sınırının altındaki maaşlara mahkûm edilmektedir. Bugün 65 yaş üstü nüfusun %11,9’u güvencesiz işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Dayatılan gelecek nettir: Mezara kadar çalışmak. Eğitimi gericileştiren zihniyet ile emekliyi yoksulluğa mahkûm eden zihniyet aynıdır. İnsanca yaşam, güvenceli çalışma ve onurlu emeklilik; bir lütuf değil, temel haktır.
Eğitim İçin Birlik olarak ilan ediyoruz: Eğitim emekçisinden emeklisine, velisinden öğrencisine kadar hepimiz aynı enkazın altındayız. Kurtuluşumuz; aklın, bilimin ve emeğin ortak mücadelesindedir. Haklarımızın gasp edilmesine, emeğimizin değersizleştirilmesine ve çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına karşı tek bir sesle haykırıyoruz: Çocuklarımızı bu sömürü çarkına kurban etmeyecek; onları tarikata kul, sermayeye köle yaptırmayacağız!”