Şahin: “Yeni bir su siyaseti gerekiyor”

Çevre ve iklim değişikliği uzmanı Oğuz Şahin, Avrupa’da son yirmi yıla ait uydu ve hidrolojik verilerinin, kıtanın özellikle güney ve orta kesimlerinde su kaybının yapısal bir krize dönüştüğünü ortaya koyduğunu dile getirdi. Uzmanlara göre aynı kuraklık rejimi Türkiye’yi de doğrudan etkiliyor.

Avrupa’nın kuraklık haritası artık yalnızca meteoroloji raporlarında değil, uyduların yerçekimi ölçümlerinde de açık biçimde görülüyor. University College London (UCL) bünyesinde yürütülen çalışmalar, İspanya’dan İtalya’ya, Fransa’dan Polonya’ya ve İngiltere’nin doğusuna uzanan geniş bir hatta yeraltı ve yüzey suyu depolarının istikrarlı şekilde azaldığını ortaya koyuyor. Buna karşılık kuzey ve kuzeybatı Avrupa görece daha dirençli bir tablo sergiliyor.
Bilim insanları, yağış miktarının bazı bölgelerde büyük ölçüde değişmemesine rağmen, yağışın zamanlaması ve şiddetinin köklü biçimde dönüştüğüne dikkat çekiyor. Kısa sürede yağan yoğun yağışlar ile uzun kurak dönemler, yeraltı suyu beslenmesini zayıflatıyor. Uzmanlara göre bu durum, artık 1,5 derece eşiğinin fiilen aşıldığı ve 2 dereceye doğru ilerlenen yeni iklim rejiminin en net hidrolojik göstergelerinden biri.

Tarım Kuşağında Alarm

Uydu verileri; nehirler, aküferler, toprak nemi ve buzullarda son yirmi yılda belirgin bir azalmaya işaret ediyor. Su kaybının en yoğun yaşandığı Güney ve Orta Avrupa ise kıtanın tarımsal omurgasını oluşturuyor. Bu durum, kuraklığın yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkıp gıda zincirleri, kırsal ekonomi ve bölgesel istikrar açısından sistemsel bir risk haline geldiğini gösteriyor.

Türkiye Aynı Kuşağın Parçası

Çevre ve iklim değişikliği uzmanı Oğuz Şahin, Avrupa’daki bu tablonun Türkiye’den bağımsız okunamayacağını vurguluyor. Şahin’e göre Türkiye, Avrupa’nın kuraklık haritasında bir istisna değil, Akdeniz iklim kuşağının en kırılgan halkalarından biri.

“Akdeniz, iklim değişikliğine küresel ölçekte en hızlı yanıt veren bölgelerden biri. Avrupa’nın güneyinde uyduların gösterdiği su kaybı, Türkiye’de baraj doluluk oranlarının düşmesi, artan yeraltı suyu kullanımı ve Konya Ovası’ndaki obruklar olarak karşımıza çıkıyor,” diyen Şahin, sorunun yalnızca yağış azlığıyla açıklanamayacağını ifade ediyor.

Tuz Gölü Uyarıyor

Türkiye’de kuraklığın en çarpıcı göstergelerinden biri Tuz Gölü. Son 37 yıla ait uydu analizleri, kuraklık şiddetinin artması ve yeraltı suyu rezervlerinin azalmasıyla birlikte göl yüzeyindeki tuzla kaplı alanın hızla genişlediğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre bu tablo, yanlış su yönetiminin iklim sinyallerini büyüttüğünün somut bir göstergesi.

“Vahşi sulama, kaçak kuyular, yüksek kayıp-kaçak oranları ve havza ölçeğini gözetmeyen planlama anlayışı, iklim krizini derinleştiriyor. Avrupa’da da Türkiye’de de asıl mesele altyapı eksikliği değil, yanlış su siyaseti” diyor Şahin.

Büyük Projeler, Küçük Çözümler

Avrupa Komisyonu’nun su dayanıklılığı stratejileri ve hükümetlerin yeni baraj projeleri, Türkiye’de de benzer şekilde “güvence” siyasetiyle gündeme geliyor. Ancak uzmanlar, devasa rezervuarların uzun inşaat süreleri nedeniyle bugünün kuraklık dalgalarına yanıt üretmekte yetersiz kaldığını belirtiyor.
Şahin’e göre çözüm, daha fazla su aramak değil; suyun nasıl paylaşıldığını ve kullanıldığını kökten değiştirmek:

“Talep yönetimi, adil tahsis, ekosistem temelli çözümler ve suyun yeniden kullanımı artık bir tercih değil zorunluluk. Yağmur suyunu atık değil kaynak olarak gören, içme suyunu diğer kullanımlardan net biçimde ayıran yeni bir su siyaseti gerekiyor.”

Akdeniz’in Ortak Geleceği

Uzmanlar, su krizinin artık yalnızca “küresel güney” sorunu olmadığını; Avrupa’nın tarım bölgelerinden kentlerine, enerji-su döngüsünden gıda fiyatlarına kadar geniş bir etki alanı yarattığını vurguluyor. Türkiye’yi de içine alan Akdeniz havzasında, ortak kırılganlıkların ortak çözümlerle ele alınması gerektiği belirtiliyor.
Avrupa uydularında “ağırlığını kaybeden kıta” olarak görülen bu tabloya karşı, siyaset ve ekonomi hafiflemediği sürece kuraklık haritalarının daha da koyulaşacağı uyarısı yapılıyor.