Namık Kemal BİÇER
Köşe Yazarı
Namık Kemal BİÇER
 

Kağnıların Destanı – 26 Ağustos

  Anadolu’nun toprakları güneşle kavrulmuştu, dağların doruklarında kar daha yeni eriyor, ovanın ortasında sarı buğday tarlaları başaklarını sallıyordu. Ama o gün, bu toprakların üstünde yalnızca ekin değil, koca bir milletin kaderi dalgalanıyordu. 26 Ağustos sabahıydı. Afyon’un dağlarının ardında sabaha karşı sessizlik vardı, yalnızca yüreklerin çarpıntısı duyuluyordu. O sessizliği yarıp geçen şey, kağnıların gıcırtısıydı. O gıcırtı, bir milletin özgürlüğe doğru attığı en büyük adımdı. Kadınlar yürüyordu. Ayakları çıplak, etekleri yırtılmış, kolları nasırlı… Kucaklarında kundakta bebekler, sırtlarında obüs sandıkları… Gözlerinde ne korku vardı, ne yılgınlık. Yalnızca yurt sevgisinin körüklediği bir ateş yanıyordu. Fransız gazeteci Jean Chiliquelin o sahneyi görmüş, şöyle yazmıştı: “Kadınlar, yaşlılar, çocuklar… Sırtlarında mermi taşıyorlardı. Onları buna zorlayan bir kanun yoktu, yalnızca ruhlarına doğmuş büyük bir yurtseverlik vardı.” Bir yabancı, o topraklarda bizim gördüğümüzü görmüş, bizim duyamadığımızı duymuştu. Çünkü o kağnılar, yalnızca mermi değil, milletin geleceğini taşıyordu. Şerife vardı mesela, 21 yaşında bir genç kadın. Kağnısıyla mermi taşıyor, kucağında bebeğiyle dağları aşıyordu. Kar yağıyordu, tipi vardı. Bebeğini donmaktan korumak için cephanenin altına değil, üstüne yatırmıştı. Battaniyeyi ise mühimmatın üstüne örtmüştü. Çünkü bilirdi, o mermiler cepheye varmazsa, bu çocuk da var olamazdı. İşte bu, Anadolu anasının gözleriydi. O gözlerde hem ölüm, hem hayat, hem de geleceğe dair büyük bir ışık vardı. O gün dağlarda bir rüzgâr esiyordu. Rüzgâr, top seslerini, köylerin üstünde yankılatıyordu. Ama o seslerin arasında başka bir uğultu daha vardı: Kağnıların gıcırtısı. O gıcırtı, yalnızca tahtanın demire sürtünmesinden çıkmıyordu. O gıcırtı, Anadolu’nun yüreğinden kopan özgürlük türküsüydü. Yılmaz Özdil’in dediği gibi: “26 Ağustos’tan utanmaz insan, 26 Ağustos’la gurur duyar.” Evet, bundan utanılmaz. Çünkü bu tarih, yalnızca bir zafer değil, insanlığın en onurlu derslerinden biridir. Anadolu’nun dağları, ovaları, ırmakları şahitlik etti. Bir kadın, sırtında mermiyle yürürken karnındaki bebeğini de büyütüyordu. Bir çocuk, aç karnına yürürken babasının hatırasını taşıyordu. Bir yaşlı, bastonuyla toprağı döverken, torunlarının özgürlüğünü kazıyordu. Ve bu millet, bir sabah güneş doğarken yeniden doğdu. Bugün, bizlere düşen tek şey, o gıcırtıyı unutmamaktır. O gıcırtı, hâlâ kulaklarımızda. Rüzgâr estikçe, dağlar yankılandıkça, Anadolu’nun taşına toprağına bastıkça, o ses duyulur: “Unutma!” der. Unutma ki vatan, yalnızca bir toprak parçası değil; Üzerinde nasırlı ellerin, donmuş dudakların, sessiz kahramanların destanıdır. 26 Ağustos… Kağnıların, anaların, çocukların, dağların ve rüzgârın yazdığı büyük bir türküdür. Ve o türkü, sonsuza kadar bu milletin yüreğinde çalacaktır.
Ekleme Tarihi: 26 Ağustos 2025 -Salı

Kağnıların Destanı – 26 Ağustos

 

Anadolu’nun toprakları güneşle kavrulmuştu, dağların doruklarında kar daha yeni eriyor, ovanın ortasında sarı buğday tarlaları başaklarını sallıyordu. Ama o gün, bu toprakların üstünde yalnızca ekin değil, koca bir milletin kaderi dalgalanıyordu.

26 Ağustos sabahıydı. Afyon’un dağlarının ardında sabaha karşı sessizlik vardı, yalnızca yüreklerin çarpıntısı duyuluyordu. O sessizliği yarıp geçen şey, kağnıların gıcırtısıydı. O gıcırtı, bir milletin özgürlüğe doğru attığı en büyük adımdı.

Kadınlar yürüyordu. Ayakları çıplak, etekleri yırtılmış, kolları nasırlı… Kucaklarında kundakta bebekler, sırtlarında obüs sandıkları… Gözlerinde ne korku vardı, ne yılgınlık. Yalnızca yurt sevgisinin körüklediği bir ateş yanıyordu.

Fransız gazeteci Jean Chiliquelin o sahneyi görmüş, şöyle yazmıştı:

“Kadınlar, yaşlılar, çocuklar… Sırtlarında mermi taşıyorlardı. Onları buna zorlayan bir kanun yoktu, yalnızca ruhlarına doğmuş büyük bir yurtseverlik vardı.”

Bir yabancı, o topraklarda bizim gördüğümüzü görmüş, bizim duyamadığımızı duymuştu. Çünkü o kağnılar, yalnızca mermi değil, milletin geleceğini taşıyordu.

Şerife vardı mesela, 21 yaşında bir genç kadın. Kağnısıyla mermi taşıyor, kucağında bebeğiyle dağları aşıyordu. Kar yağıyordu, tipi vardı. Bebeğini donmaktan korumak için cephanenin altına değil, üstüne yatırmıştı. Battaniyeyi ise mühimmatın üstüne örtmüştü. Çünkü bilirdi, o mermiler cepheye varmazsa, bu çocuk da var olamazdı.

İşte bu, Anadolu anasının gözleriydi. O gözlerde hem ölüm, hem hayat, hem de geleceğe dair büyük bir ışık vardı.

O gün dağlarda bir rüzgâr esiyordu. Rüzgâr, top seslerini, köylerin üstünde yankılatıyordu. Ama o seslerin arasında başka bir uğultu daha vardı: Kağnıların gıcırtısı. O gıcırtı, yalnızca tahtanın demire sürtünmesinden çıkmıyordu. O gıcırtı, Anadolu’nun yüreğinden kopan özgürlük türküsüydü.

Yılmaz Özdil’in dediği gibi:
“26 Ağustos’tan utanmaz insan, 26 Ağustos’la gurur duyar.”

Evet, bundan utanılmaz. Çünkü bu tarih, yalnızca bir zafer değil, insanlığın en onurlu derslerinden biridir.

Anadolu’nun dağları, ovaları, ırmakları şahitlik etti.
Bir kadın, sırtında mermiyle yürürken karnındaki bebeğini de büyütüyordu.
Bir çocuk, aç karnına yürürken babasının hatırasını taşıyordu.
Bir yaşlı, bastonuyla toprağı döverken, torunlarının özgürlüğünü kazıyordu.

Ve bu millet, bir sabah güneş doğarken yeniden doğdu.


Bugün, bizlere düşen tek şey, o gıcırtıyı unutmamaktır.
O gıcırtı, hâlâ kulaklarımızda.
Rüzgâr estikçe, dağlar yankılandıkça, Anadolu’nun taşına toprağına bastıkça, o ses duyulur:
“Unutma!” der.

Unutma ki vatan, yalnızca bir toprak parçası değil;
Üzerinde nasırlı ellerin, donmuş dudakların, sessiz kahramanların destanıdır.

26 Ağustos…
Kağnıların, anaların, çocukların, dağların ve rüzgârın yazdığı büyük bir türküdür.

Ve o türkü, sonsuza kadar bu milletin yüreğinde çalacaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve egemengzt.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.