“Atık yönetimi bir iklim meselesi”
“Atık yönetimi bir iklim meselesi”
TEPAV’ın COP31 özel yazı dizisinin ikinci değerlendirme notunda Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, organik atıklardan kaynaklanan metan salımını ve plastik kirliliğini inceliyor; Türkiye’nin atık politikalarını iklim hedefleriyle uyumlu hale getirmek için atabileceği adımları ele alıyor.
TEPAV’ın COP31’e özel yazı dizisi devam ediyor. Serinin ikinci yazısını, Çukurova Üniversitesi Mikroplastik Araştırma Grubu’ndan Prof. Dr. Sedat Gündoğdu kaleme aldı. Gündoğdu, “Sıfır Atık Yanılsaması: Türkiye’nin Plastik Kirliliği COP31 Öncesinde Neden Bir İklim Meselesi Olarak Okunmalı” başlıklı yazısında, atık yönetiminin iklim politikalarındaki yerini inceliyor. Plastik üretimi, atık ithalatı ve bertaraf yöntemlerini birlikte ele alarak sıfır atık söylemi ile uygulama arasındaki mesafeye dikkat çekiyor.
Organik atıkların metan yükü
Sedat Gündoğdu, atık sektörünün insan kaynaklı küresel metan salımının yaklaşık beşte birinden sorumlu olduğunu hatırlatıyor. Metanın 20 yıllık dönemde karbondioksitten 82 kat daha güçlü bir sera gazı olması, organik atıkların nasıl yönetildiğini iklim politikaları açısından önemli hale getiriyor.
Notta, Türkiye’de yılda yaklaşık 33 milyon ton belediye atığı üretildiği, bunun yarısından fazlasının organik atıklardan oluştuğu ve atıkların yaklaşık yüzde 70’inin depolama sahalarına gönderildiği belirtiliyor. Gündoğdu, organik atıkların kaynağında ayrılması ve kompostlanmasıyla metan oluşumunun önemli ölçüde azaltılabileceğini vurguluyor; iklim finansmanının bu alana yeterince yönelmemesini eleştiriyor.
Atık azaltımında yakma engeli
Prof. Dr. Gündoğdu, çöp yakma tesislerinin “modern bertaraf” veya enerji geri kazanımı olarak sunulmasına itiraz ediyor. Yüksek maliyetli bu tesislerin sürekli atıkla beslenme ihtiyacının, belediyeleri atık üretimini azaltmak yerine mevcut sistemi sürdürmeye yöneltebileceği konusunda uyarıyor.
Geri dönüşümün de tek başına sıfır atık anlamına gelmediğini hatırlatan Gündoğdu, önleme ve yeniden kullanımın geri dönüşümden önce gelmesi gerektiğini belirtiyor. Plastiklerin büyük ölçüde fosil kaynaklardan üretildiğine dikkat çekerek sıfır atık söyleminin plastik üretimindeki büyümeyi meşrulaştıran bir araca dönüşmemesi gerektiğini vurguluyor.
İthal plastiğin kirlilik yükü
Türkiye’nin Avrupa’nın plastik atık ihracatında başlıca varış noktalarından biri olması, yazının önemli başlıkları arasında yer alıyor. Notta, ithal plastiklerin bir bölümünün geri dönüşüm sırasında yeniden atığa dönüştüğü, ortaya çıkan plastik parçacıklarının atık sularla kanallara ve denize taşındığı aktarılıyor.
Gündoğdu, plastik geri dönüşüm tesislerinin yakınındaki su yollarında, tesislerin aşağısındaki mikroplastik yoğunluğunun yukarısına göre 132 kata kadar arttığını belirtiyor. Seyhan Nehri’ne bağlı sulama kanallarından Akdeniz’e saatte 5,3 milyar mikroplastik parçacığının taşındığı tahminine de yer veriyor.
Mikroplastik kirliliğinin yanı sıra geri dönüştürülemeyen plastiklerin kaçak döküm ve açıkta yakma yoluyla yarattığı kirlilik de ele alınıyor. Gündoğdu, bu tablonun atık ticaretinin çevresel adalet boyutunu görünür kıldığını vurguluyor.
Metan taahhütlerinde hedef açığı
Gündoğdu, Türkiye’nin COP29’da organik atıklardan kaynaklanan metanın azaltılmasına ilişkin deklarasyonu kabul etmesini olumlu bir başlangıç olarak değerlendiriyor. Ancak bu adımın, atık sektörüne özgü sayısal hedefler ve ara hedefler içeren bir politikaya dönüşmesi gerektiğini belirtiyor. Türkiye’nin Küresel Metan Taahhüdü’ne katılmamış olmasını da COP31 Başkanlığı açısından bir hesap verebilirlik sorunu olarak ele alıyor. Bu çerçevede metan azaltım hedeflerinin Ulusal Katkı Beyanı’na eklenmesini ve uygulamanın ölçme, raporlama ve doğrulama mekanizmalarıyla izlenmesini öneriyor.
COP31 için somut adımlar
Prof. Dr. Gündoğdu, COP31 gündemi için organik atıkların kaynağında ayrı toplanmasını, işlenmemiş organik atıkların depolama sahalarına gönderilmesinin aşamalı olarak sonlandırılmasını ve plastik atık ithalatının yasaklanmasını öneriyor. Tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması ve plastik üretimine bağlayıcı sınırlar getirilmesi de notta yer verilen politika önerileri arasında bulunuyor.
Sıfır atık dönüşümünün atık işçilerini dışarıda bırakmaması gerektiğini vurgulayan Gündoğdu, atık toplayıcılarının resmî olarak tanınması, sosyal güvenlik ve iş güvenliği kapsamına alınması ve karar süreçlerine katılması gerektiğini belirtiyor. Notun COP31’e yönelttiği temel soru ise şu: Sıfır atık hedefi, atık üretimini ve emisyonları azaltan, aynı zamanda kirliliğin yükünü adil biçimde ele alan bir politikaya dönüşebilecek mi?
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
