Türkiye'nin Diploma Paradoksu

GÜNDEM 23.04.2026 - 12:44, Güncelleme: 23.04.2026 - 12:44 160 kez okundu.
 

Türkiye'nin Diploma Paradoksu

İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından bugün yayımlanan Eğitim İzleme Raporu 2025, YÖK, TÜİK, OECD ve İŞKUR verilerini bir araya getirerek eğitim-istihdam ilişkisinde yapısal bir kırılmanın yerleştiğini ortaya koyuyor. Öne çıkan bulgular, manset değerinde:
Üniversite mezunu, lise altı eğitimliden daha işsiz Paradoks: Yükseköğretim mezununun işsizliği yüzde9,1, lise altı eğitimliden (yüzde 7,3) daha yüksek. OECD'de eğilim tam tersi yönde. Diplomalı yoksulluk: 20 yılda üç kat arttı. 2006'da yüzde 1,3 olan yükseköğretim mezunu yoksulluk oranı bugün yüzde4,6. Bölüm uçurumu: Sağlık mezunu 9 ayda iş buluyor, sosyal bilimler mezunu 18 ay bekliyor. Aşırı eğitimlilik: Her beş üniversite mezunundan biri, diplomasının altında nitelikli işlerde çalışıyor. NEİY: Her dört gençten biri ne eğitimde ne istihdamda - OECD ortalamasının iki katı. …………….. İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi Eğitim İzleme Raporu 2025: Türkiye'de yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranı %9,1 ile lise altı eğitimlilerden (%7,3) daha yüksek. Bölüm seçimi iş bulma süresini 10 ay değiştiriyor; her beş üniversite mezunundan biri 'aşırı eğitimli' konumda çalışıyor. Rapor, yalnızca sorunu ortaya koymuyor; dijital dönüşüm çağında Türkiye için modüler yükseköğretim modeli, sektöre entegre okul yapıları ve mezun izleme sistemleri gibi çözüm önerilerini de tartışmaya açıyor. BAŞLICA BULGULAR Gösterge 2025 Yükseköğretim mezunu işsizlik oranı %9,1 Lise altı eğitimli işsizlik oranı %7,3 NEİY gençlerin oranı (Türkiye) %26,7 NEİY gençlerin oranı (OECD ortalaması) %12,5 Aşırı eğitimli üniversite mezunu oranı %22,8 Diplomalı yoksulluk (20 yıldaki artış) 3 kat + ÖZET İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından bu yıl yedincisi yayımlanan Eğitim İzleme Raporu 2025, Türkiye'de eğitim-istihdam ilişkisinin yapısal bir kriz eşiğine geldiğini ortaya koyuyor. 105 sayfalık kapsamlı çalışma; niceliksel kitleselleşme evresini büyük ölçüde tamamlamış bir eğitim sisteminin, işgücü piyasasının talep yapısıyla örtüşmekte zorlandığına işaret ediyor. Rapor, Türkiye'nin OECD ülkelerinden en belirgin biçimde ayrıştığı noktaları veriye dayalı olarak gözler önüne seriyor:  Yükseköğretim mezunu işsizlik oranının lise altı eğitimlilerin üzerinde seyretmesi, her dört gençten birinin ne eğitimde ne istihdamda ne de yetiştirmede (NEİY) olması, bölümler arasındaki iş bulma süresinin 10 ayı aşan uçurumlar yaratması ve her beş üniversite mezunundan birinin aldığı eğitimin altında niteliklerle çalışmak zorunda kalması… DİPLOMA ARTIK KORUMA KALKANI DEĞİL Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2025 üçüncü çeyrek verilerine göre Türkiye genelinde işgücüne katılım oranı %54,4, istihdam oranı %49,8, işsizlik oranı ise %8,5 seviyesinde bulunuyor. Ancak bu genel tablo, eğitim düzeylerine göre ayrıştırıldığında küresel eğilimlerden belirgin biçimde farklılaşan bir manzara ortaya çıkıyor. OECD ülkelerinde eğitim düzeyi yükseldikçe işsizlik oranı düzenli olarak geriliyor: Lise altı eğitimlilerde %9,4 olan işsizlik oranı, yükseköğretim mezunlarında %3,8'e kadar iniyor. Türkiye'de ise tablo tersine dönüyor. Yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranı (%9,1), lise altı eğitimlilerin işsizlik oranından (%7,3) daha yüksek seyrediyor. "Düşük eğitimli bireylerin iş bulma beklentisi düşük olduğu için 'ümidi kırık işsizler' kategorisine kayarak piyasadan çekiliyor. Yüksek eğitimliler ise alan dışı çalışmama isteği ve yüksek 'rezervasyon ücreti' beklentisi nedeniyle iş arama sürelerini uzatıyor. Bu yapısal örüntü, Türkiye'nin OECD eğilimlerinden negatif yönde ayrıştığı en somut noktayı oluşturuyor." Rapor, bu durumu yükseköğretimdeki kontenjan artışının ekonominin yarattığı nitelikli iş sayısının üzerinde seyretmesiyle açıklıyor. Arzın talebi aşması, diploma enflasyonuna yol açıyor ve mezunların pazarlık gücünü zayıflatarak ücretler üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturuyor. 'DİPLOMALI YOKSULLUK' 20 YILDA ÜÇ KAT ARTTI Raporun en çarpıcı bulgularından biri, son 20 yılda yükseköğretim mezunları arasında yoksulluk oranının belirgin biçimde yükselmesi. 2006 yılında yalnızca %1,3 olan yükseköğretim mezunu yoksulluk oranı, 2020'de %5,1 ile zirve yaptıktan sonra 2025 projeksiyonlarında %4,6 seviyesinde seyrediyor. Oran, yaklaşık 20 yıllık süreçte üç kattan fazla arttı. Aynı dönemde lise ve dengi okul mezunlarının yoksulluk oranı da %9,7'den %13,0'e yükseldi. Rapor, bu tabloyu "eğitimin yoksulluktan koruma işlevinin devam ettiğini ancak bu korumanın gücünün özellikle lise ve yükseköğretim kademesinde hissedilir şekilde azaldığı" şeklinde değerlendiriyor. BÖLÜM SEÇİMİ İŞ BULMA SÜRESİNİ 10 AY DEĞİŞTİRİYOR Rapor, yükseköğretim mezunlarının alanlara göre istihdam performansında derin bir uçurum bulunduğunu ortaya koyuyor. TÜİK 2024 Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri'ne göre lisans mezunlarının ilk iş bulma süresi bölümlere göre şöyle farklılaşıyor: Mezuniyet Alanı İlk İş Bulma Süresi Sağlık ve refah 8,9 ay BİT ve mühendislik 11–12 ay Eğitim fakültesi 12,6 ay Sanat ve beşeri bilimler 16,0+ ay Sosyal bilimler, gazetecilik, enformasyon 18,1 ay İş, yönetim ve hukuk 18,7 ay Alan içi çalışma oranlarındaki fark da dikkat çekici: Sağlık ve refah alanında mezunların %79,9'u kendi alanında çalışırken, sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında bu oran yalnızca %20,1 düzeyinde kalıyor. Yani bu alanlardaki mezunların yaklaşık %80'i kendi alanı dışında -çoğunlukla lise veya ön lisans düzeyinde nitelik gerektiren işlerde- çalışmak zorunda kalıyor. Mühendislik alanında dahi %36,3'lük bir kesim alan dışında istihdam ediliyor. "Uzun iş arama süreleri yalnızca ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda mezunların yetkinliklerinin körelmesine ve piyasadan umutlarını kesmelerine yol açan psikolojik bir yıpranma süreci olarak risk barındırıyor." HER BEŞ ÜNİVERSİTE MEZUNUNDAN BİRİ 'AŞIRI EĞİTİMLİ' Rapor, literatürde "aşırı eğitimlilik" (overeducation) olarak tanımlanan olgunun Türkiye'deki boyutlarını da gözler önüne seriyor. TÜİK verilerine göre yükseköğretim ve üzeri mezunlarında eğitim seviyesiyle uyumlu işte çalışma oranı %74,7 ile en yüksek düzeyde görünse de bu grupta eğitim seviyesinin işin gerektirdiği niteliklerin üzerinde kaldığını ifade edenlerin oranı %22,8'e ulaşıyor. Yani yaklaşık her beş yükseköğretim mezunundan biri, aldığı eğitimin gerektirdiğinden daha düşük beceri talep eden işlerde istihdam ediliyor. Bu oran mesleki veya teknik lise mezunlarında %32,7, yüksekokul mezunlarında %34,6, genel lise mezunlarında ise %28,1 olarak ölçüldü. Literatür, aşırı eğitimliliği daha düşük ücret getirisi, düşük iş doyumu ve zayıflayan kariyer gelişimi gibi sonuçlarla ilişkilendiriyor. HER DÖRT GENÇTEN BİRİ NE OKULDA NE İŞTE Türkiye'de Ne Eğitimde Ne İstihdamda Ne Yetiştirmede (NEİY) olan gençlerin oranı %26,7 ile OECD ortalamasının (%12,5) iki katından fazla. 18-24 yaş grubunda bu oran %31,4'e çıkıyor. Nüfus büyüklüğü ve ekonomik yapı bakımından Türkiye'ye yakın ülkelerle karşılaştırıldığında (Fransa %14,4; İspanya %16,3; İtalya %16,4; Meksika %18,1) Türkiye'nin belirgin biçimde ayrıştığı görülüyor. 15-17 yaş grubunda NEİY çocuk sayısı pandemi sonrası en yüksek düzeye ulaşarak 101 bine çıktı. Aynı yaş grubunda işgücüne katılım oranı 2020'deki %16,2 düzeyinden 2024'te %24,9'a yükseldi. Gençlerin %17,7'si eğitimini yarıda bırakıyor veya bölüm değiştiriyor; bu kararın arkasındaki temel neden %22,5 ile ekonomik koşullar. MESLEKİ LİSE İŞ PİYASASINDA AÇIK ARA ÖNDE Dikkat çekici bulgulardan bir diğeri, mesleki ve teknik lise mezunlarının işgücü piyasasındaki üstünlüğü. Mesleki/teknik lise mezunlarının işgücüne katılım oranı %67,1, istihdam oranı %61; genel lise mezunlarında ise bu oranlar sırasıyla %57 ve %51,2 düzeyinde kalıyor. Buna karşın Türkiye'de ortaöğretim içindeki mesleki öğrenci payı uzun vadede gerilemiş durumda: 2013'te %45 olan bu oran, 2023 itibarıyla %35'e düştü. OECD ve AB ortalamalarının arttığı aynı dönemde Türkiye ters yönde bir seyir izledi. Rapor, mesleki eğitimin toplumsal itibarının çok boyutlu bir yaklaşımla güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. İŞSİZLİK %8,5, AMA İŞVEREN ELEMAN BULAMIYOR İŞKUR 2024 verilerine göre genel açık iş oranı %3,1 düzeyinde seyrederken; konaklama ve yiyecek hizmetlerinde bu oran %4,8, kültür-sanat ve imalat sektörlerinde ise %4'ün üzerine çıkıyor. Eğitim (%1,5) ve finans-sigorta (%0,7) sektörlerinde açık iş oranı oldukça düşük kalıyor. Bu tablo, raporun "beceri uyumsuzluğu" (skills mismatch) olarak tanımladığı yapısal soruna işaret ediyor. İşsizlik oranının %8,5-9 bandında seyrettiği bir ortamda işverenlerin eleman bulmakta zorlanması, piyasadaki en büyük yapısal çelişkilerden birini oluşturuyor. Mezun arzı yüksek alanlarda açık pozisyon sınırlı kalırken, teknik beceri gerektiren sektörlerde arz-talep uyumsuzluğu derinleşiyor. 2030'A KADAR 7,6 MİLYON İŞ DİJİTAL DÖNÜŞÜMDEN ETKİLENECEK Rapor, geleceğin işgücü piyasasına ilişkin projeksiyonlara da yer veriyor. 2030 yılına kadar Türkiye'de yaklaşık 7,6 milyon işin otomasyon ve dijitalleşmeden etkileneceği öngörülüyor. Bu süreç, mesleklerin toptan yok olmasından ziyade görevlerin dönüşümünü ifade ediyor. Rutin ve tekrara dayalı işler algoritmalar tarafından devralınırken; karmaşık problem çözme, veri analitiği ve duygusal zeka gerektiren görevlere talep artıyor. Wittgenstein Centre projeksiyonlarına göre Türkiye, 2100 yılına gelindiğinde yaklaşık 44,4 milyon yükseköğretim mezunu ile yüksek eğitimli bir toplum yapısına kavuşacak. Ancak rapor, bu devasa eğitimli nüfusun istihdamının, mevcut ekonomik yapının bilgi yoğun ve yüksek katma değerli bir modele dönüşmesini zorunlu kıldığını vurguluyor. İLKE VAKFI'NIN POLİTİKA ÖNERİLERİ Rapor, eğitim-istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi için şu politika önerilerini sıralıyor: ▸ YÖK, MEB, İŞKUR ve sektör temsilcileriyle güncel beceri haritaları oluşturulmalı; kontenjan planlaması mezun istihdamı, iş bulma süresi ve alan içi çalışma oranları dikkate alınarak yapılmalı. ▸ Yükseköğretim müfredatları sektörlerin güncel ihtiyaçları doğrultusunda düzenli aralıklarla güncellenmeli; dijital beceriler, veri okuryazarlığı, problem çözme ve uyumlanabilirlik gibi aktarılabilir yetkinlikler tüm programlarda güçlendirilmeli. ▸ Sosyal bilimler, sanat, beşeri bilimler ve iş-yönetim-hukuk alanlarında kontenjanlar istihdam verilerine göre gözden geçirilmeli; düşük alan içi istihdam ve uzun işe geçiş süresine sahip programlarda kapasite sınırlandırılmalı. ▸ Mesleki ve teknik ortaöğretimde okul-işletme işbirliği güçlendirilmeli; stajlar kalite, denetim ve öğrenci hakları çerçevesinde yeniden düzenlenmeli. ▸ Üniversitelerde mezun takip sistemleri kurumsallaştırılmalı; iş bulma süresi, ücret, alan içi istihdam ve bölgesel veriler düzenli üretilip karşılaştırılabilir biçimde yayımlanmalı. ▸ Kariyer rehberliği hizmetleri güçlendirilmeli; kariyer merkezleri yalnızca son sınıf öğrencilerine değil tüm eğitim sürecine yayılan bir işlev üstlenmeli. "Mevcut dört yıllık standart lisans programları, hızla değişen piyasa koşullarına uyum sağlayamıyor ve öğrencileri belirli bir alana hapsederek kariyer esnekliğini kısıtlıyor. Çözüm, yükseköğretim sisteminin daha modüler ve geçirgen bir yapıya kavuşturulmasından geçiyor."
İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından bugün yayımlanan Eğitim İzleme Raporu 2025, YÖK, TÜİK, OECD ve İŞKUR verilerini bir araya getirerek eğitim-istihdam ilişkisinde yapısal bir kırılmanın yerleştiğini ortaya koyuyor. Öne çıkan bulgular, manset değerinde:

Üniversite mezunu, lise altı eğitimliden daha işsiz
Paradoks: Yükseköğretim mezununun işsizliği yüzde9,1, lise altı eğitimliden (yüzde 7,3) daha yüksek. OECD'de eğilim tam tersi yönde. Diplomalı yoksulluk: 20 yılda üç kat arttı. 2006'da yüzde 1,3 olan yükseköğretim mezunu yoksulluk oranı bugün yüzde4,6. Bölüm uçurumu: Sağlık mezunu 9 ayda iş buluyor, sosyal bilimler mezunu 18 ay bekliyor. Aşırı eğitimlilik: Her beş üniversite mezunundan biri, diplomasının altında nitelikli işlerde çalışıyor. NEİY: Her dört gençten biri ne eğitimde ne istihdamda - OECD ortalamasının iki katı.
……………..

İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi Eğitim İzleme Raporu 2025: Türkiye'de yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranı %9,1 ile lise altı eğitimlilerden (%7,3) daha yüksek. Bölüm seçimi iş bulma süresini 10 ay değiştiriyor; her beş üniversite mezunundan biri 'aşırı eğitimli' konumda çalışıyor.
Rapor, yalnızca sorunu ortaya koymuyor; dijital dönüşüm çağında Türkiye için modüler yükseköğretim modeli, sektöre entegre okul yapıları ve mezun izleme sistemleri gibi çözüm önerilerini de tartışmaya açıyor.
BAŞLICA BULGULAR
Gösterge 2025
Yükseköğretim mezunu işsizlik oranı %9,1
Lise altı eğitimli işsizlik oranı %7,3
NEİY gençlerin oranı (Türkiye) %26,7
NEİY gençlerin oranı (OECD ortalaması) %12,5
Aşırı eğitimli üniversite mezunu oranı %22,8
Diplomalı yoksulluk (20 yıldaki artış) 3 kat +
ÖZET
İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından bu yıl yedincisi yayımlanan Eğitim İzleme Raporu 2025, Türkiye'de eğitim-istihdam ilişkisinin yapısal bir kriz eşiğine geldiğini ortaya koyuyor. 105 sayfalık kapsamlı çalışma; niceliksel kitleselleşme evresini büyük ölçüde tamamlamış bir eğitim sisteminin, işgücü piyasasının talep yapısıyla örtüşmekte zorlandığına işaret ediyor. Rapor, Türkiye'nin OECD ülkelerinden en belirgin biçimde ayrıştığı noktaları veriye dayalı olarak gözler önüne seriyor: 
Yükseköğretim mezunu işsizlik oranının lise altı eğitimlilerin üzerinde seyretmesi, her dört gençten birinin ne eğitimde ne istihdamda ne de yetiştirmede (NEİY) olması, bölümler arasındaki iş bulma süresinin 10 ayı aşan uçurumlar yaratması ve her beş üniversite mezunundan birinin aldığı eğitimin altında niteliklerle çalışmak zorunda kalması…
DİPLOMA ARTIK KORUMA KALKANI DEĞİL
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2025 üçüncü çeyrek verilerine göre Türkiye genelinde işgücüne katılım oranı %54,4, istihdam oranı %49,8, işsizlik oranı ise %8,5 seviyesinde bulunuyor. Ancak bu genel tablo, eğitim düzeylerine göre ayrıştırıldığında küresel eğilimlerden belirgin biçimde farklılaşan bir manzara ortaya çıkıyor. OECD ülkelerinde eğitim düzeyi yükseldikçe işsizlik oranı düzenli olarak geriliyor: Lise altı eğitimlilerde %9,4 olan işsizlik oranı, yükseköğretim mezunlarında %3,8'e kadar iniyor. Türkiye'de ise tablo tersine dönüyor. Yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranı (%9,1), lise altı eğitimlilerin işsizlik oranından (%7,3) daha yüksek seyrediyor.
"Düşük eğitimli bireylerin iş bulma beklentisi düşük olduğu için 'ümidi kırık işsizler' kategorisine kayarak piyasadan çekiliyor. Yüksek eğitimliler ise alan dışı çalışmama isteği ve yüksek 'rezervasyon ücreti' beklentisi nedeniyle iş arama sürelerini uzatıyor. Bu yapısal örüntü, Türkiye'nin OECD eğilimlerinden negatif yönde ayrıştığı en somut noktayı oluşturuyor."
Rapor, bu durumu yükseköğretimdeki kontenjan artışının ekonominin yarattığı nitelikli iş sayısının üzerinde seyretmesiyle açıklıyor. Arzın talebi aşması, diploma enflasyonuna yol açıyor ve mezunların pazarlık gücünü zayıflatarak ücretler üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturuyor.
'DİPLOMALI YOKSULLUK' 20 YILDA ÜÇ KAT ARTTI
Raporun en çarpıcı bulgularından biri, son 20 yılda yükseköğretim mezunları arasında yoksulluk oranının belirgin biçimde yükselmesi. 2006 yılında yalnızca %1,3 olan yükseköğretim mezunu yoksulluk oranı, 2020'de %5,1 ile zirve yaptıktan sonra 2025 projeksiyonlarında %4,6 seviyesinde seyrediyor. Oran, yaklaşık 20 yıllık süreçte üç kattan fazla arttı. Aynı dönemde lise ve dengi okul mezunlarının yoksulluk oranı da %9,7'den %13,0'e yükseldi. Rapor, bu tabloyu "eğitimin yoksulluktan koruma işlevinin devam ettiğini ancak bu korumanın gücünün özellikle lise ve yükseköğretim kademesinde hissedilir şekilde azaldığı" şeklinde değerlendiriyor.
BÖLÜM SEÇİMİ İŞ BULMA SÜRESİNİ 10 AY DEĞİŞTİRİYOR
Rapor, yükseköğretim mezunlarının alanlara göre istihdam performansında derin bir uçurum bulunduğunu ortaya koyuyor. TÜİK 2024 Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri'ne göre lisans mezunlarının ilk iş bulma süresi bölümlere göre şöyle farklılaşıyor:
Mezuniyet Alanı İlk İş Bulma Süresi
Sağlık ve refah 8,9 ay
BİT ve mühendislik 11–12 ay
Eğitim fakültesi 12,6 ay
Sanat ve beşeri bilimler 16,0+ ay
Sosyal bilimler, gazetecilik, enformasyon 18,1 ay
İş, yönetim ve hukuk 18,7 ay
Alan içi çalışma oranlarındaki fark da dikkat çekici: Sağlık ve refah alanında mezunların %79,9'u kendi alanında çalışırken, sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında bu oran yalnızca %20,1 düzeyinde kalıyor. Yani bu alanlardaki mezunların yaklaşık %80'i kendi alanı dışında -çoğunlukla lise veya ön lisans düzeyinde nitelik gerektiren işlerde- çalışmak zorunda kalıyor. Mühendislik alanında dahi %36,3'lük bir kesim alan dışında istihdam ediliyor. "Uzun iş arama süreleri yalnızca ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda mezunların yetkinliklerinin körelmesine ve piyasadan umutlarını kesmelerine yol açan psikolojik bir yıpranma süreci olarak risk barındırıyor."
HER BEŞ ÜNİVERSİTE MEZUNUNDAN BİRİ 'AŞIRI EĞİTİMLİ'
Rapor, literatürde "aşırı eğitimlilik" (overeducation) olarak tanımlanan olgunun Türkiye'deki boyutlarını da gözler önüne seriyor. TÜİK verilerine göre yükseköğretim ve üzeri mezunlarında eğitim seviyesiyle uyumlu işte çalışma oranı %74,7 ile en yüksek düzeyde görünse de bu grupta eğitim seviyesinin işin gerektirdiği niteliklerin üzerinde kaldığını ifade edenlerin oranı %22,8'e ulaşıyor. Yani yaklaşık her beş yükseköğretim mezunundan biri, aldığı eğitimin gerektirdiğinden daha düşük beceri talep eden işlerde istihdam ediliyor. Bu oran mesleki veya teknik lise mezunlarında %32,7, yüksekokul mezunlarında %34,6, genel lise mezunlarında ise %28,1 olarak ölçüldü. Literatür, aşırı eğitimliliği daha düşük ücret getirisi, düşük iş doyumu ve zayıflayan kariyer gelişimi gibi sonuçlarla ilişkilendiriyor.
HER DÖRT GENÇTEN BİRİ NE OKULDA NE İŞTE
Türkiye'de Ne Eğitimde Ne İstihdamda Ne Yetiştirmede (NEİY) olan gençlerin oranı %26,7 ile OECD ortalamasının (%12,5) iki katından fazla. 18-24 yaş grubunda bu oran %31,4'e çıkıyor. Nüfus büyüklüğü ve ekonomik yapı bakımından Türkiye'ye yakın ülkelerle karşılaştırıldığında (Fransa %14,4; İspanya %16,3; İtalya %16,4; Meksika %18,1) Türkiye'nin belirgin biçimde ayrıştığı görülüyor. 15-17 yaş grubunda NEİY çocuk sayısı pandemi sonrası en yüksek düzeye ulaşarak 101 bine çıktı. Aynı yaş grubunda işgücüne katılım oranı 2020'deki %16,2 düzeyinden 2024'te %24,9'a yükseldi. Gençlerin %17,7'si eğitimini yarıda bırakıyor veya bölüm değiştiriyor; bu kararın arkasındaki temel neden %22,5 ile ekonomik koşullar.
MESLEKİ LİSE İŞ PİYASASINDA AÇIK ARA ÖNDE
Dikkat çekici bulgulardan bir diğeri, mesleki ve teknik lise mezunlarının işgücü piyasasındaki üstünlüğü. Mesleki/teknik lise mezunlarının işgücüne katılım oranı %67,1, istihdam oranı %61; genel lise mezunlarında ise bu oranlar sırasıyla %57 ve %51,2 düzeyinde kalıyor. Buna karşın Türkiye'de ortaöğretim içindeki mesleki öğrenci payı uzun vadede gerilemiş durumda: 2013'te %45 olan bu oran, 2023 itibarıyla %35'e düştü. OECD ve AB ortalamalarının arttığı aynı dönemde Türkiye ters yönde bir seyir izledi. Rapor, mesleki eğitimin toplumsal itibarının çok boyutlu bir yaklaşımla güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
İŞSİZLİK %8,5, AMA İŞVEREN ELEMAN BULAMIYOR
İŞKUR 2024 verilerine göre genel açık iş oranı %3,1 düzeyinde seyrederken; konaklama ve yiyecek hizmetlerinde bu oran %4,8, kültür-sanat ve imalat sektörlerinde ise %4'ün üzerine çıkıyor. Eğitim (%1,5) ve finans-sigorta (%0,7) sektörlerinde açık iş oranı oldukça düşük kalıyor. Bu tablo, raporun "beceri uyumsuzluğu" (skills mismatch) olarak tanımladığı yapısal soruna işaret ediyor. İşsizlik oranının %8,5-9 bandında seyrettiği bir ortamda işverenlerin eleman bulmakta zorlanması, piyasadaki en büyük yapısal çelişkilerden birini oluşturuyor. Mezun arzı yüksek alanlarda açık pozisyon sınırlı kalırken, teknik beceri gerektiren sektörlerde arz-talep uyumsuzluğu derinleşiyor.
2030'A KADAR 7,6 MİLYON İŞ DİJİTAL DÖNÜŞÜMDEN ETKİLENECEK
Rapor, geleceğin işgücü piyasasına ilişkin projeksiyonlara da yer veriyor. 2030 yılına kadar Türkiye'de yaklaşık 7,6 milyon işin otomasyon ve dijitalleşmeden etkileneceği öngörülüyor. Bu süreç, mesleklerin toptan yok olmasından ziyade görevlerin dönüşümünü ifade ediyor. Rutin ve tekrara dayalı işler algoritmalar tarafından devralınırken; karmaşık problem çözme, veri analitiği ve duygusal zeka gerektiren görevlere talep artıyor. Wittgenstein Centre projeksiyonlarına göre Türkiye, 2100 yılına gelindiğinde yaklaşık 44,4 milyon yükseköğretim mezunu ile yüksek eğitimli bir toplum yapısına kavuşacak. Ancak rapor, bu devasa eğitimli nüfusun istihdamının, mevcut ekonomik yapının bilgi yoğun ve yüksek katma değerli bir modele dönüşmesini zorunlu kıldığını vurguluyor.
İLKE VAKFI'NIN POLİTİKA ÖNERİLERİ
Rapor, eğitim-istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi için şu politika önerilerini sıralıyor:
▸ YÖK, MEB, İŞKUR ve sektör temsilcileriyle güncel beceri haritaları oluşturulmalı; kontenjan planlaması mezun istihdamı, iş bulma süresi ve alan içi çalışma oranları dikkate alınarak yapılmalı.
▸ Yükseköğretim müfredatları sektörlerin güncel ihtiyaçları doğrultusunda düzenli aralıklarla güncellenmeli; dijital beceriler, veri okuryazarlığı, problem çözme ve uyumlanabilirlik gibi aktarılabilir yetkinlikler tüm programlarda güçlendirilmeli.
▸ Sosyal bilimler, sanat, beşeri bilimler ve iş-yönetim-hukuk alanlarında kontenjanlar istihdam verilerine göre gözden geçirilmeli; düşük alan içi istihdam ve uzun işe geçiş süresine sahip programlarda kapasite sınırlandırılmalı.
▸ Mesleki ve teknik ortaöğretimde okul-işletme işbirliği güçlendirilmeli; stajlar kalite, denetim ve öğrenci hakları çerçevesinde yeniden düzenlenmeli.
▸ Üniversitelerde mezun takip sistemleri kurumsallaştırılmalı; iş bulma süresi, ücret, alan içi istihdam ve bölgesel veriler düzenli üretilip karşılaştırılabilir biçimde yayımlanmalı.
▸ Kariyer rehberliği hizmetleri güçlendirilmeli; kariyer merkezleri yalnızca son sınıf öğrencilerine değil tüm eğitim sürecine yayılan bir işlev üstlenmeli.
"Mevcut dört yıllık standart lisans programları, hızla değişen piyasa koşullarına uyum sağlayamıyor ve öğrencileri belirli bir alana hapsederek kariyer esnekliğini kısıtlıyor. Çözüm, yükseköğretim sisteminin daha modüler ve geçirgen bir yapıya kavuşturulmasından geçiyor."

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve egemengzt.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.