Sürdürülebilir para ve maliye politikaları olmadan piyasada güven sağlanamıyor. ve tasarruf sahipleri önünü göremiyor. Ekonomideki kırılganlık dış faktörlerden de olumsuz etkilenmeye neden oluyor. Çünkü, dolarizasyon Türkiye ekonomisinin kılcal damarlarına kadar işlemiş durumda.Aynı politika faizini korumakla, krediler daha ılımlı seyretmekle, dış dengede iyileşme öngörülmekle birlikte risk primimiz yüksek seviyede. Sorun inandırıcılık ve güven kaybı. Jeopolitik riskler ortada duruyor. Bozulan beklentiler, artan maliyetler de enflasyonla mücadeleyi giderek zorlaştırıyor. Böyle bir ortamda da ne yazık ki reel faiz gereksinimi daha yüksek oluyor. Türkiye kredilerdeki büyümeyi yavaşlatmak zorunda. Krediler yatırımı değil tüketimi artırıyor. Tüketim de ithalata dayalı olduğu için cari açık büyüyor. Türkiye, yabancı yatırımcıyı çekip cari açığı finansa etmekte zorlanırsa TL’de daha fazla değer kaybı meydana gelebilir. Sosyal Güvenlik Kurumu açığı sürdürülebilir olmaktan çıkmış durumda. Olağanüstü boyutlara ulaştı. Bir de buna Yap İşlet Devret modeli ile yapılan köprüler, tüneller, otoyollar ve havalimanları için ödenen garanti paralarını koyarsak, açık her geçen gün büyüyor. Bir başka kambur da şehir hastaneleri. Hepsi birlikte Türkiye ekonomisinin canına okuyor. Bazı şirketler oturdukları yerden kasasını doldururken işsizler, dar gelirliler ve yoksullar perişanları oynuyor.
Türkiye’nin ihraç ürünlerinin içinde yüzde 70’lere varan ithal ham madde ve ara malı olması döviz gelirlerini sınırlıyor. Bacasız sanayi dediğimiz turizm gelirlerinde beklenen
olmuyor. Türkiye ekonomisi gelir yaratamıyor. Tasarruf yapmayan kamu kurumları bütçedeki ödenekleri kolayca harcıyorlar. Borçlanmalarla geleceğimiz ipotek altına alınıyor.
